Kayıt   Şifremi Unuttum   Aktivasyon
       
  • Ana Sayfa
  • Yardım
  • Ara
  • Takvim
  • Yeni gönderilen iletileri göster.
  • Giriş Yap
  • Kayıt
ARAMA
Sayfa: 1 ... 19 20 [21] 22   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Hikayeciden HİKAYELER...  (Okunma Sayısı 18176 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
04 Mart 2009, 23:43:11
Şirin BaBa

WarLoRD

Administrator

Ölüm Yıldızı

*





Üye No : 1

Yas : 88

Cinsiyet : Bay

Nerden : Samsun

Konu  : 2298

Mesaj : 6445

Rep Puanı : 3436
Bilgi Paylaştıkça Çoğalır
Site
Çevrimdışı
« Yanıtla #140 : 04 Mart 2009, 23:43:11 »

 [alkıs] [alkıs] [REP]
Çok güzel..
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook'a Ekle Twitter Ekle Google Ekle Yahoo Ekle Del.icio.us Ekle Stumbleupon Ekle Technorati Ekle Digg Ekle Furl Ekle Newsvine Ekle Reddit Ekle Linkedin Ekle Friendfeed Ekle
Kayıtlı

_________
"Mustafa Kemal'in Askerleriyiz"
16 Nisan 2009, 21:29:05
Sezenn

Ölüm Yıldızı

*


Avatar Yok


Üye No : 349

Cinsiyet : Bayan

Nerden : İstanbul

Konu  : 206

Mesaj : 1588

Rep Puanı : 321
Site
Çevrimdışı
« Yanıtla #141 : 16 Nisan 2009, 21:29:05 »


Ankara' da işim uzamıştı.. İstanbul' a dönüş için aldığım biletimi değiştirmem gerekiyordu. Öğle arasında
Sıhhiye' deki otobüs yazıhanesine gidip biletimi erteletmek için acele ediyordum. Kalabalıkta koşarak
yazıhaneye ulaşmaya çabalarken çarpıştık o yaşlı adamla. Sendeledi; elindeki büyük sepette bulunan
tahta kaşık, maşalar yola saçıldı. Sanırım o da belediye zabıtasından kaçıyordu.


 Kısa süren şaşkınlıktan sonra adamın kalkmasına, yola saçılanları toplamaya yardımcı oldum. Heyecanlanmış,
rengi solmuş, nefes nefese kalmıştı. Sakinleşmesi için koluna girip yol kenarındaki banka oturmasını sağladım.
Savrulan kaşık ve maşaları toplayıp ben de yanına oturdum. Sepetten dağılanları yerine dizip bir yandan da "
bırakmıyor şu belediye zabıtaları üç kuruş para kazanalım. Eve katkımız olsun " diyerek söyleniyordu.
Tahta kaşıkları dizmesine yardım etmeye çabalarken " Dur hele, şimşir ve ardıç olanları diğerlerine karıştırma "
diyerek engel oldu.


 — Hepsi tahta kaşık işte, ne fark eder?
— Olur mu beyim? Şimşir ve ardıç ile ıhlamur, gürgen bir olur mu?
— Bilmem. Görsem ağaçlarını bile tanımam herhalde. Ne fark var aralarında?


 Eline aldığı kaşıklardan birinin sırtını parmaklarıyla okşayarak bana doğru uzattı:
 — Ardıç, şimşir sert ağaçtır. Kolay bırakmaz kendini, işleyesin. Zordur ardıçtan kaşık çıkarmak..
Ama evlâdiyeliktir. Senelerce kullanırsın. Ihlamur gürgen ise yumuşaktır. Kolay işlersin ama çabuk yumuşar, dayanmaz.


 Daha sonra Sivas' ın Hafik ilçesinde çiftçilik yaptığını, sağlık sorunları nedeniyle kızının yanına Ankara' ya yerleştiğini,
evin geçimine katkısı olsun diye kaşık ve maşa yapıp işportada sattığını anlattı. Özellikle ardıç ağacının zor
bulunduğundan yakındı. Elindeki maşayı eliyle okşayarak " Ardıç kuşu ağacını terk etti. Bir araya gelmeleri çok zor,
 artık " dedi. Anlamamış gözlerle bakmış olacağım ki açıklama yapma ihtiyacı duydu:


 — Beyim, ardıç kuşunu bilmez çoğumuz. Bilenler de unuttu, gitti. Ardıç ağacı yabanidir. Öyle tohumundan
üretemezsin, çeliklemeyle de olmaz.
 Ağacın üremesi meyvelerinin ardıç kuşu tarafından yenilip pisliği ile atılmasına bağlı. Ağacın tohumu ancak
o zaman filizlenebilir hale gelir.

 -   Yani bu kuş olmazsa ardıç ağacı üreyemiyor, öyle mi?
—  Evet, aynen öyle. Bunlar biri birine mahkûm sevdalılardı.
-   Peki, sonra ne oldu, kuşlar mı azaldı?
— Kuşlar azalmadı, hatta çoğaldılar bile. Ama şehirler büyüdükçe çöplükleri de büyüdü. Kuşlar ardıcın
meyvelerini yemektense çöplükten beslenmenin daha kolay olduğunu keşfettiler. Ardıç kuşu ağacını unuttu.
Şimdi kentlerin kasabaların çöplüklerinde yaşıyorlar. Ardıç ağaçları ise kayboluyor gözümüzün önünden.

 

 Elindeki kaşığı, diğerlerinin arasına yerleştirdi. Sepetine tekrar göz atıp çıkardığı maşayı bana doğru uzattı:

 

 -   Bak bu ardıç. Çürümez, nemlenmez. Eskiden ölüleri gömdükten sonra mezarlara konulurdu. Çürümediği için
mezar çökmezdi. Son yolculukta arkadaştı, insanlara. Şimdi kıymete bindi. Mezarlarda yumuşak ağaçları kullanıyorlar.


 -   Olsun, aynı işi gördükten sonra varsın dayanıksız olsun.
-   Şehirliler de hep senin gibi konuşuyor beyim. Herkes ardıç kuşu gibi zahmet çekmektense çöplükten kolay
geçinmenin, kolay yaşamanın yolunu arıyor. Ardına bakmıyor. Çocuklarım bile kasabada yanımda kalmaktansa
ardıç kuşu gibi şehirde daha kolay yaşandığını görüp uçup gittiler. Sorsan hallerinden çok memnunlar.
Ama geride bıraktıklarını bilmiyor, görmüyorlar.


 -   Sonunda sen de gelmişsin işte şehre! Buradan medet umuyorsun.
-   Ama ben ardımda kalanların farkındayım. Şehirde emeğin hiç değeri yok. Her şey bol, kolay ve ucuz.
Biraz paran olsun emek vermeden yaşayıp, geçip gitmek mümkün bu şehirde.
 -   Ne var bunda, şehirler hep böyle?

 

 Sustu bir süre. Kafasını sağa sola sallayıp kendi kendine söylendi:

 

 -   Sevgi yok beyim. Şehirde sevgi yok! İnsan emeğini sever. Ben bu kaşıkları tek tek elimde yapıyorum. 
Beğeninceye kadar uğraşıyorum. Kızımın evine katkım olsun diye satıyorum ve bu beni mutlu ediyor.
Elimin emeğinin beğenilip bir yerlerde kullanıldığını bilmek hoşuma gidiyor. Şehir insanı ise emek vermediği için
 sevmesini de bilmiyor. Ardıç kuşu gibi yaşıyor, semiriyor, ürüyor ama geride kalan ardıç ağacının çektiği
acıyı bilmiyor, görmüyor.. Görse bile anlamıyor.


 Bir süre daha konuşmadan oturduk o bankta. Ardıç ağacından yapılmış bir çift kaşık satın almak istedim.
Sepetine göz atıp seçtiği kaşıkları gazete kâğıdına sarıp uzattı. Söylediği fiyattan fazla para vermek istedim;
ederinden fazlasını almadı. Sepetin ipini omzuna atıp, kucakladı. Helâlleştik. Sıhhiyeye doğru ağır adımlarla
yürüyerek şehrin kalabalığında gözden kayboldu.
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook'a Ekle Twitter Ekle Google Ekle Yahoo Ekle Del.icio.us Ekle Stumbleupon Ekle Technorati Ekle Digg Ekle Furl Ekle Newsvine Ekle Reddit Ekle Linkedin Ekle Friendfeed Ekle
Kayıtlı
17 Nisan 2009, 20:53:59
Şirin BaBa

WarLoRD

Administrator

Ölüm Yıldızı

*





Üye No : 1

Yas : 88

Cinsiyet : Bay

Nerden : Samsun

Konu  : 2298

Mesaj : 6445

Rep Puanı : 3436
Bilgi Paylaştıkça Çoğalır
Site
Çevrimdışı
« Yanıtla #142 : 17 Nisan 2009, 20:53:59 »

Değerlerimize sahip çıkmamız gerektiğini alatan güzel bir hikaye... Teşekkürler ilsev  [REP]
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook'a Ekle Twitter Ekle Google Ekle Yahoo Ekle Del.icio.us Ekle Stumbleupon Ekle Technorati Ekle Digg Ekle Furl Ekle Newsvine Ekle Reddit Ekle Linkedin Ekle Friendfeed Ekle
Kayıtlı

_________
"Mustafa Kemal'in Askerleriyiz"
17 Mayıs 2009, 10:08:53
Sezenn

Ölüm Yıldızı

*


Avatar Yok


Üye No : 349

Cinsiyet : Bayan

Nerden : İstanbul

Konu  : 206

Mesaj : 1588

Rep Puanı : 321
Site
Çevrimdışı
« Yanıtla #143 : 17 Mayıs 2009, 10:08:53 »


Evin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve
eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü. Kendi kendine:
- "İçinde hangi yiyecek var acaba ?" diye düşündü.
Bir süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu
anladığında yıkılmıştı.
- "Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!" diye
bağırarak telaşla bahçeye fırladı.
Minik fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç
bir tavırla başını kaldırdı ve gıdakladı:
- "Zavallı farecik...Bu senin sorunun benim değil. Bana bir
zararı olamaz küçücük kapanın" dedi.
Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla
domuzun yanına koştu ve,
- "Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!" diye
adeta çırpındı. Domuz anlayışla karşıladı ama,
- "Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka
yapacağım bir şey yok. Dualarımda olacağından emin ol"
dedi.
Minik fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve ,
- "Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!" dedi.
İnek ;
-"Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni
ilgilendirmiyor." dedi.
Sonunda farecik, başı önde umutsuz şekilde eve döndü.
Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak
zorunda olduğunu anladı....
O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik
farecik aç ve susuzdu. Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı
ki birden bir ses duyuldu.
Gecenin sessizliğini bölen gürültü, fare kapanından geliyordu.
Çiftçinin karısı, ne yakalandığını görmek için yatağından
fırladı ve mutfağa koştu.
Karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunun kısıldığını
fark edememişti.
Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden
çiftçinin karısını ısırdı.
Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü. Doktor,
zehiri temizledi sardı. Çiftçi karısını eve getirdi, yatırdı.
Karısının ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu. Kadıncağız
ateş ve ter içinde kıvranıp duruyordu.
Böyle durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu
herkes bilir, çiftçi de bıçağını alıp bahçeye koştu.
Karısı taze tavuk suyu çorbasını içti, biraz kendine geldi.
Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler.
Onlara ikram etmek için çiftçi domuzunu kesti......
Çiftçinin karısı gittikçe kötüye gidiyordu. Yılan, belli ki
çok zehirliydi. Birkaç gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi
ve öldü.
Cenazesine çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et
sağlamak için çiftçi ineği mezbahaya yolladı.....
Fare tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden
izledi.



Birisi, sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüz bir tehlike ile
karşı karşıya ise hepimizin aynı tehlikede olabileceğini
hatırlayalım.

Hepimiz yaşam denilen bu yolculukta yer alıyoruz.
Diğerimiz için bir gözümüzü açık tutmalı ve diğerlerini
cesaretlendirmek için çaba harcamalıyız....
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook'a Ekle Twitter Ekle Google Ekle Yahoo Ekle Del.icio.us Ekle Stumbleupon Ekle Technorati Ekle Digg Ekle Furl Ekle Newsvine Ekle Reddit Ekle Linkedin Ekle Friendfeed Ekle
Kayıtlı
21 Mayıs 2009, 19:50:21
Şirin BaBa

WarLoRD

Administrator

Ölüm Yıldızı

*





Üye No : 1

Yas : 88

Cinsiyet : Bay

Nerden : Samsun

Konu  : 2298

Mesaj : 6445

Rep Puanı : 3436
Bilgi Paylaştıkça Çoğalır
Site
Çevrimdışı
« Yanıtla #144 : 21 Mayıs 2009, 19:50:21 »

Süper bir paylaşımda bulunmuşsun yine  [Alk] [Alk] [Alk]


Birisi, sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüz bir tehlike ile
karşı karşıya ise hepimizin aynı tehlikede olabileceğini
hatırlayalım.

Hepimiz yaşam denilen bu yolculukta yer alıyoruz.
Diğerimiz için bir gözümüzü açık tutmalı ve diğerlerini
cesaretlendirmek için çaba harcamalıyız....


 okey
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook'a Ekle Twitter Ekle Google Ekle Yahoo Ekle Del.icio.us Ekle Stumbleupon Ekle Technorati Ekle Digg Ekle Furl Ekle Newsvine Ekle Reddit Ekle Linkedin Ekle Friendfeed Ekle
Kayıtlı

_________
"Mustafa Kemal'in Askerleriyiz"
26 Mayıs 2009, 20:35:48
celek24

Çırak

*


Avatar Yok


Üye No : 8691

Yas : 40

Cinsiyet : Bay

Nerden : Bursa

Konu  : 0

Mesaj : 5

Rep Puanı : 0
Çevrimdışı
« Yanıtla #145 : 26 Mayıs 2009, 20:35:48 »

güzel
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook'a Ekle Twitter Ekle Google Ekle Yahoo Ekle Del.icio.us Ekle Stumbleupon Ekle Technorati Ekle Digg Ekle Furl Ekle Newsvine Ekle Reddit Ekle Linkedin Ekle Friendfeed Ekle
Kayıtlı
13 Haziran 2009, 22:11:21
Sezenn

Ölüm Yıldızı

*


Avatar Yok


Üye No : 349

Cinsiyet : Bayan

Nerden : İstanbul

Konu  : 206

Mesaj : 1588

Rep Puanı : 321
Site
Çevrimdışı
« Yanıtla #146 : 13 Haziran 2009, 22:11:21 »



"Bu hikayemiz de arkadaslıgın degerini bilen arkadaslar icin gelsin.. "



Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış.
Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı
kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi
varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış...
Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış.
Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini...
Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş.
Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde
bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla
yana itmiş arabadan inen yaşlı adam,
"Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş.

Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta
titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar,
"Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış.

Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun
sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş.
Yaşlı işadam, terzinin yanına yaklaşıp,
"Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim" deyince,

- "Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla
kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş" diye yanıt vermiş terzi.

Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde
kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş .

"Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun? " diye soran yaşlı adam,

- "Ben terziyim" yanıtını alınca

"Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.

Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve
evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş.
Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de
kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da desteğini
esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş.
Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim
yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü işadamı" diye anılır olmuş.

Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına
gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden
fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını sağlamış.
   Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve
uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi
bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı
ziyarete gidememiş.

Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş.
Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve
elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata
yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü
dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş.

Ve başlamış anlatmaya:
"Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek
hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede
kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş.

Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül
olduğunu görmüş. Bülbül ona
"Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak,
sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş.

Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim
dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen
eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen
sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye
gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise
eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.

Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce
büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu.
Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın. .."



Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş...

  [yildiz] Dostluk iplerinizi koparmamanız dileğiyle.... ...


Bu Sayfayı Paylaş
Facebook'a Ekle Twitter Ekle Google Ekle Yahoo Ekle Del.icio.us Ekle Stumbleupon Ekle Technorati Ekle Digg Ekle Furl Ekle Newsvine Ekle Reddit Ekle Linkedin Ekle Friendfeed Ekle
« Son Düzenleme: 13 Haziran 2009, 22:12:49 Gönderen: ilsev »
Kayıtlı
Sayfa: 1 ... 19 20 [21] 22   Yukarı git
Yazdır
GoogleTagged

Gitmek istediğiniz yer:  

 Ara

 Forum İstatistikleri
Yeni mesaj varToplam Mesaj Sayısı: 31123
Yeni mesaj varToplam Konu Sayısı: 6285
Yeni mesaj varToplam Üye Sayısı: 13344
Yeni mesaj varSon üye: sdlfjsal
 Reklamlar
Image Hosted by YarindanSonra.Net
Image Hosted by YarindanSonra.Net
Image Hosted by YarindanSonra.Net
Image Hosted by YarindanSonra.Net
Image Hosted by YarindanSonra.Net
Image Hosted by YarindanSonra.Net
Image Hosted by YarindanSonra.Net
Image Hosted by YarindanSonra.Net
Image Hosted by YarindanSonra.Net
Image Hosted by YarindanSonra.Net
Image Hosted by YarindanSonra.Net
Image Hosted by YarindanSonra.Net
Image Hosted by YarindanSonra.Net
 Duyurular
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.
 Desteklediklerimiz
BEKAR MEMURLAR
TARİHİ GERÇEKLER
RADYO AŞK TRENİ
SAMSUN HABER
SamsunLife.Net
OKULDAYIZ BİZ
DOST SİTE EKLE
DOST SİTE EKLE
DOST SİTE EKLE
DOST SİTE EKLE
REKLAM VER
yarindansonra.net Komedi Arama motorlarina kayit, sunucu barindirma, co location, co-location, kiralik sunucu, sunucu kiralama
|Site Map | Arsiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss | GoogleTagget | Etiket | Url List |
Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
WarLoRD: YarindanSonra NeT ve YarindanSonra Com İş Birliği İle Hazırlanmıştır.
Bu Sayfa 0.096 Saniyede 33 Sorgu ile Oluşturuldu