Hür Adam filmiyle amaçlanan
Türkleri ve Türkiye Cumhuriyeti'ni yok etmektir!
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk'e karşı yürütülen savaş " Mustafa" filmi ile başlatılıp, "Hür Adam" filmi ile devam etmektedir. Belki şu an yeni projeler de sırada beklemektedir. Bu filmin; Yeni Osmanlıcılık, iki dil, iki bayrak ve özerklik çığlıklarının atıldığı şu günlerde gösterime girmesi tesadüf değildir. Bu film, ABD, Fethullah ve Kürtçüler tarafından ortaklaşa hazırlanmış, Atatürk'ü ve Türk Milletini yok etmek için kurgulanmış oyunun bir parçasıdır.
Öncelikli olarak Atatürk kimdir? Atatürk, bu toprakları, emperyalist ülkelerin pençesinden kurtararak, tam bağımsız bir ülke kuran ve yaptığı devrimlerle Türk Milletinin önüne ışık tutan, yol gösteren bir lider, büyük bir önderdir. Kısacık hayatı destansı başarılarla doludur. Şartların dur dediği yerde bile durmayan, sürekli mücadele eden ve hayatını da bu mücadeleye yani Türkiye Cumhuriyeti'ne, Türk Milletine adayan, eşsiz bir kişiliktir.
Peki Atatürk'le kıyaslamaya, kalktıkları Said Nursi kimdir? Said Nursi, aslında Said-i Kürdi dir. Molla Mehmet Emin'in yanında kısa bir süre ders almıştır. Onun dışında hiçbir eğitimi yoktur. Said-i Kürdinin bütün amacı, Kahire'deki El Ezher benzeri Arapça, Türkçe ve Kürtçe eğitim verecek "Medrese-Tüz-Zehra" adında bir medrese kurdurmaya çalışmak olmuştur. Bunun için Padişah 2. Abdülhamit'i ziyaret etmiş fakat düşünceleri padişah tarafından tehlikeli görülmüş, kabul edilmemiş, akıl sağlığından kuşkuya kapılan Abdülhamit, kendisini bir süre tımarhaneye kapattırmıştır. (Şunu da belirtmek gerekir ki bu gericiler, 2. Abdulhamit'i de göklere çıkartırlar. Göklere çıkartılan Abdulhamit, bu Kürt yobazını tımarhaneye kapattırmıştır. Bu durum şimdiki Kürt-İslamcılarının da aslında ne duruma düştüklerini görmemiz açısından iyi bir örnek oluşturmaktadır.) Tanin, Mizan, Serbesti, İkdam, Şark ve Kürdistan, Volkan gibi gazete ve dergilerde yazıları yayımlanmıştır. 1912'de İttihatçılar'ın gizli polis örgütü olan Teşkilat-ı Mahsusa'da görev almıştır. 1916'da ki Ruslarla yapılan savaşta esir düşmüştür.
Ama Said Nursi'nin takipçisi Atatürk düşmanları, bu savaşın komutanının, Said'i Nursi olduğunu iddia etmektedirler. Bu yobaz kafalar, tarihi bile değiştirmeye cüret etmektedirler. O savaşın komutanı da, savaş sonucunda, Bitlis ve Muş'u almamızı sağlayan komutan da Mustafa Kemal dir. Bu gerici yobaz sürüsüne, şunu sormak gerekmez mi? O savaşın komutanı Said Nursi olsaydı esir düşmüş bir komutan olmayacak mıydı? Esir düşmüş komutanın ordusu nasıl savaş kazanır? Ayrıca bu şahıs geleceği görebiliyormuş. Peki tımarhaneye kapatılacağını yada esir düşeceğini göremedi mi?
Ne dinimize ne de milletimize hiçbir faydası dokunmayan ama her iki kutsalımıza da gerici ve bölücü düşünceleriyle zarar veren böyle biri, Atatürk ile nasıl kıyaslanır ya da Atatürk'ün önüne geçirilmeye çalışılır? Bu durumu yaratanlar, hangi akıl ve mantık sınırlarının içine yerleştirebiliyorlar? Dünyanın hangi ülkesinde, kurucu lidere karşı, bu küçültücü, aşağılayıcı ve hakaret içeren psikolojik savaş açılabilir?
Atatürk'e savaş açanlar, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran kişiyle, mücadele etmek yerine, Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türkleri yok etmek isteyenlerle, niçin mücadele etmezler?
Burada ortaya şu çıkmaktadır. Bunlar, Atatürk'ün yaptıklarından zarar görenlerdir.
Atatürk, yaptıklarıyla bazı kesimlere zarar vermiştir. Peki kimdir bu zarar verdikleri? Atatürk önce emperyalizme, sonra emperyalizm uşaklığı yapan bölücü ve gericilere zarar vermiştir.
O zaman; Atatürk'e savaş açanlar, emperyalist güçler ve onların uşaklığını yapan bölücü ve gericilerdir. Atatürk'ü, milletinin gözünde küçük düşürmek ve yok etmek için ne gerekiyorsa yapmaktalar. Emperyalist güçler, savaşla yenemedikleri Atatürk'ü, uşakları eli ile yok etme peşindeler.
Aslında amaç gayet açık gözükmektedir. Amacı gerçekleştirmek için önce, Türklerin liderini, Atasını yok edecekler. Onun için sürekli; Çanakkale Savaşları'nda, Atatürk'ü yok sayarlar. Kurtuluş Savaşı'nın, zaten hiç olmadığını söylerler. Oysa göklere çıkardıkları bu Said-i Nursi, Atatürk'e yazmış olduğu mektubunda, Atatürk'e İslam'ın kılıcı diye hitap etmektedir. Atatürk'e isteklerini kabul ettiremeyeceğini anladıktan sonra ise Atatürk'e "Deccal" der.
Bu durum gösteriyor ki; Bu yobaz kafalar, hem takiyecidir, hem de yalancıdır. Bunlar için amaca giden yolda her şey mübahtır. Bu bazen yalan, bazen takiye, bazen demokrasi, bazen de gözyaşı olur. Ama, amaç hiç değişmez.
Amaç; TÜRKİYE CUMHURİYETİ'Nİ ve TÜRKLERİ YOK ETMEKTİR.
Fakat bu emperyalist uşağı Kürt-İslamcılar, yine amaçlarına ulaşamayacaklardır. Türk Milleti bunlara bir kere tokadını attı. Çok güvendikleri Vahdettinler, Damat Feritler kaçmak zorunda kaldı. Bu millet, yine ayağa kalkacaktır. O zaman, bir tane Mustafa Kemal vardı. Şimdi hepimiz Mustafa Kemal'iz. Ve o zaman bu hainler kaçacak yerde bulamayacaklardır.
Onun için diyoruz ki, biz bu filmi seyrettik, bir daha seyretmeyeceğiz!