| 15 Ekim 2008, 17:36:38 |
|
|
 |
« Yanıtla #7 : 15 Ekim 2008, 17:36:38 » |
|
güzel yazı vızvız. ![[REP]](http://www.yarindansonra.net/Smileys/default/rep.gif)
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Linklerin Görülmesine Izin Verilmiyor Linki Görebilmek Için Üye Ol veya Giris Yap 12 Eylül 2010'da Sevr Antlaşmasının Son Hazırlıkları Tamamlanmak İsteniyor! Bizden Başka Hiç Kimse Bunu Durduramaz! REFERANDUMA HAYIR! SEVR'E HAYIR!!
|
|
|
| 15 Ekim 2008, 19:01:49 |
|
|
 |
« Yanıtla #8 : 15 Ekim 2008, 19:01:49 » |
|
Ben t$k.ederim.Repleriniz için : ))
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
| 17 Ekim 2008, 08:58:50 |
|
|
 |
« Yanıtla #9 : 17 Ekim 2008, 08:58:50 » |
|
Küçük çocuk, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazdı, yolladı.
Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantada garsona yüklü bir bahşiş bıraktı.
Garson, ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu. Akşam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.
Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki... İki gündür boğazından aşağı lokma geçmemişti. Karnını iki günden beri ilk defa doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi.
Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha kadar koşuşturdu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı. Bir yangın başlıyordu. Dumanı koklayan köpek öyle havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman kalktı.
Anneler, babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar.
Bütün bunların hepsi, bir TEBESSÜM’ün sonucuydu..
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 17 Ekim 2008, 09:01:34 Gönderen: VızVız »
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
|
| 17 Ekim 2008, 12:41:14 |
|
|
 |
« Yanıtla #11 : 17 Ekim 2008, 12:41:14 » |
|
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
| 20 Ekim 2008, 11:13:59 |
|
|
 |
« Yanıtla #12 : 20 Ekim 2008, 11:13:59 » |
|
Bir kurdu avcılar fena halde sıkıştırırlar. Kurt ormanda oraya buraya kaçmaktadır, Ancak peşindeki avcıları bir türlü def edemez. Canını kurtarmak için deli gibi koşarken bir köylüye rastlar. Köylü elinde yabasıyla tarlaya gitmektedir. Kurt adamın önüne çöker ve yalvarmaya başlar: -"Ey İnsan ne olur yardım et bana, peşimdeki avcılardan kaçacak halim kalmadı, Eğer yardım etmezsen biraz sonra yakalayıp öldürecekler beni"
Köylü bir an düşündükten sonra yanındaki boş çuvalı açar, kurda içine girmesini söyler. Çuvalın ağzını bağlar sırtına vurur ve yürümeye devam eder. Birkaç sonrada avcılara rastlar. Avcılar ona bu civarlarda bir kurt görüp görmediğini sorarlar O'da "Görmedim" der ve avcılar uzaklaşır. Avcıların iyice uzaklaştığına emin olduktan sonra köylü sırtındaki çuvalın ağzını açar ve kurda artık çıkmasını söyler.
-"Çok teşekkür ederim" der kurt "Bana büyük bir iyilik yaptın" -"Önemli değil der köylü" ve tarlasına doğru yürümeye başlar. -"Bir dakika" diye seslenir kurt "Çok uzun zamandır bu avcılardan kaçıyorum, Çok bitkin düştüm, açım, kuvvetimi toplamam bir şeyler yemem lazım ve çevrelerde senden başka yiyecek bir şey yok" -"Olur mu ama ben senin hayatını kurtardım" -"Yapılan iyiliklerden, verilen hizmetlerden daha çabuk unutulan birşey yoktur" der kurt. "Bende kendi çıkarım için senin iyiliğini unutmak ve seni yemek zorundayım"
Bir süre tartıştıktan sonra önlerine çıkan ilk üç kişiye sormaya ve ona göre davranmaya karar verirler. Karşılarına önce yaşlı bir kısrak çıkar "Ne vefası" der kısrak "Ben sahibime yıllarca hizmet ettim, arabasını çektim, taylar doğurdum, gezdirdim ve yaşlanıp işe yaramaz hale geldiğimde böyle kapıya koydu"
Bir sıfır öne geçen kurt sevinirken bir köpeğe rastlarlar. "Ben hizmetin değerini bilen bir efendi görmedim" der köpekte "Yıllardır sadakat la hizmet ederim sahibime, koyunlarını korurum, yabancılara saldırırım ama o beni her gün tekmeler"
Kurt köylüye dönere -"İşte gördün, artık seni yiyebilirim" der. Köylü de son bir çabayla -"Ama üç kişi diye konuşmuştuk, bir kişiye daha soralım, sonra beni ye" diye karşılık verir.
Bu kez de karşılarına bir tilki çıkar, Başlarından geçenleri, tartışmalarını anlatırlar. Tilki hep nefret ettiği kurda bir oyun oynayacağı için keyiflenir. -"Her şeyi anladım da" der tilki "sen bu torbaya nasıl sığdın onu anlayamadım" Kurt bir şeyler söyler ama tilki inanmaz. artık sabrı kalmayan kurt bi an önce bu işi bitirmek için ispatlamaya karar verir ve torbaya girer. Köylüde Tilkinin işaretiyle torbanın ağzını hemen sıkı sıkıya bağlar ve "Demek iyiliğime böyle karşılık verecektin" diyerek eline bir taş alıp kurdu hırpalamaya ve intikam almaya başlar. ve tilkiye dönerek: -"Sana minnettarım, Hayatımı kurtardın" der. Tilkide: -"Önemli değil, benim için bir zevkti" diye karşılık verir. Tam o anda Köylünün gözü Tilkinin parlak kürküne takılır, Bu kürkü kazanacağı parayı düşünür ve hiç beklemeden elindeki taşı kafasına fırlatıp tilkiyi öldürür. Sonrada Torbanın içindeki kurdu ayağıyla dürterek: -"Haklıymışsın kurt yapılan iyilikten daha çabuk unutulan bir şey yokmuş..."
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
| 21 Ekim 2008, 15:45:18 |
|
|
 |
« Yanıtla #13 : 21 Ekim 2008, 15:45:18 » |
|

Kendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi. Çocukluğunun geçtiği ikikatlı evin bahçesinde bahar geldiğinde mor mor açar, mis gibi kokarlardı..Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi..
gölgeyi sever menekşelerderdi..Oysa ögretmeni bitkilerin güneş ışınları ile fotosentez yaptığını anlatmıştı onlara .Bitkiler güneş ışığına muhtaçtı.Mor menekşeler ne tuhaf bitkilerdi , her bitki güneşi severken,onlar nedengölgeyi tercih ediyorlar diye düşündü durdu Hande...Küçük, ufacık aklı ile aslında menekşelerin diğer çiçeklerden farklı olduğunu keşfetmişti, işte belki de menekşeler
bu yüzden bu kadar güzeldi.Herkesden farklı olursan, bu hayatta değerli olursun yargısına varmıştı.Daha o yıllarda farklı olmak için uğras vermeye başladı. ilk olarak, okulda kimsenin yanına oturmak istemediği Hacer'in yanına oturmak istiyorum ögretmenim diyerek başladı farklılıklarla süren hayatı. Hacer bile şaşırmış şaşkın şaşkın bakıyordu onun yüzüne. Hacer çok dağınık, biraz anlama zorlukları olan problemli bir ailenin kızı idi. Hande ise mühendis Kamil Beyin biricik kızı. Ögretmen pek oturtmak istemedi önce Hacer'in yanına Hande' yi. Daha sonra bir tatsızlık çıkmasın
diye öğretmen Hande'nin annesini çağırdı.
Annesi eve geldiklerinde Hande'ye sordu :
- Neden yavrum Hacer in yanına oturmak istiyorsun?
Hande cevap verdi :
- Geçen baharda menekşeler ekiyorduk hani anne, o gün sen bana menekşeler
güneşi sevmez demiştin, oysa her bitki güneşi sever. Menekseler farklı, belki de
bu yüzden bu kadar güzeller. Hacer'in yanına kimse oturmak istemiyor. Ben farklı olmak istiyorum. Belki Hacer de güzeldir, onu fark etmek istiyorum, dedi.
Annesinin ağzı açık kalmıştı. İlkokul 4.sınıf öğrencisi kızının olgunluğuna hayran kalarak
- peki kızım kimin yanında istersen oturabilirsin, " dedi.
Pazartesi Hande Hacer'in yanında oturmaya başladı. Hem Hande tedirgindi, hem Hacer.Birbirleri ile hiç konuşmuyorlardı. Diğer kızlarda soğumuştu Hande'den. Nasıl Hacer gibidağınık, bir şeyi, iki kere anlatınca anlayan fakir bir kızın yanına oturmayı istemişti.En çok alınan doktor Cemal Beyin kızı Esin'di. Anne babaları her hafta sonu görüşüyorlar,
Hande ve Esin birlikte oynuyorlardı. Nasıl olur da kendi yerine Hacer'i seçerdi. Çok gururu kırılmıştı Esin'in. Hande ile konuşmuyordu.Birgün Hande ve ailesi Esinlerle dağ köylerinden birinde gerçekleştirilecek bir panayıra katılmak için sözleştiler. Hande gene Esin'in somurtacağını bildiği için gitmek istemiyordu.İçin için de Hacer'e kızmaya başlamıştı arkadaşları ile arasının bozulmasına sebep olmuştu.Neden sanki bu kadar dağınıktı, neden her şeyi iki kerede anlıyordu? Yoksa aptal mıydı?Sonra menekşeleri hatırladı hemen düşüncelerinden utandı. Hacer farklı diye yargılamaması gerekiyordu. Hacer'in, kimsenin bilmediği güzelliklerini keşfedecekti. Buna tüm gücü ile inandı. Panayıra gittiklerinde Esin somurtarak karşısında oturuyordu, Hande ile konusmuyordu.
Hande canı sıkıldığından biraz dolaşmak için annesinden izin aldı. Köy yolunda yürümeye başladı. Hava iyice soğumuş ve ayaz iyice artmıştı, kar atıştırmaya başlamıştı. Hande karı çok seviyordu, yürüdü, yürüdü. Köye gelmişti. Bir evin önünde durdu. Evin penceresinde ki saksıya gözü
ilişti. Gözlerine inanamıyordu, bunlar mor menekşelerdi. Ama kıştı ve menekşeler soğuğu hiç
sevmezlerdi eve dogru bir adım attı. Kapıda beliren gölgeyi çok sonra fark etti bu Hacerdi.
Hande'ye gülümsüyordu.
- Hoşgeldin Hande buyurmaz mısın?, dedi.
Biraz ürkek, şaşkınlıkla kapıya doğru ilerledi Hande ve içeri girdi. Oda sıcacıktı odun sobası
her yeri ısıtmıştı. Menekşeler diyebildi sadece Hande...
- Bu soğukta ?
Hacer gülümsedi ;
- Onlar annem için, annem onları çok sever.
Sonra yatakta yatan kadını fark etti Hande.
"Annen hasta mı?" dedi.
"Evet 2 sene önce felç oldu ona ben bakıyorum, bizim kimsemiz yok, birtek ineğimiz var onunla
geçiniyoruz. Ama tüm işler bana baktığı için derslere çalışacak pek vaktim olmuyor, dedi Hacer
utanarak. Bir de bizim köyden şehre araç yok, bu yolu her gün yürüyorum o yüzden de çok yorgun
okula geliyorum dersleri anlamakta güçlük çekiyorum. Hande'nin gözleri dolmuştu. Dışarıdan gelen ses ile kendine geldi. Annesi onu arıyordu. Çok merak etmiş olmalıydı. Dışarıya koştu ve annesine sarıldı, ağlıyordu. Bir müddet sonra anne bu Hacer diye tanıştırdı sıra arkadaşını. Hacer'in yaptığı sıcak çorbadan içtiler birlikte. Hande annesine anlattı Hacer'in hayatını, ağlayarak.
"Bir şeyler yapalım anne" dedi.
O hafta annesi ve Hande, Hacerlere gidip annesi ve Hacer'i kendi evlerine taşıdılar. Hacer artık Handeler den okula gidip geliyordu, ne dağınıktı, ne de aptal. Sınıfın en iyi öğrencisi olmuştu. Seneler geçti Hacer ve Hande bir arkadaş değil, iki kız kardeşlerdi artık. Mor menekşeler Hande'ye Hacer'i armağan etmişti. Hacer'e ise hem Hande'yi, hem hayatı. Seneler sonra ikisi de evlendi. Hacer şimdi bir doktor. Hande'den vicdanın ne kadar önemli olduğunu öğrendi, hastalarına vicdanıyla birlikte şifa dağıtıyor. Hande ise bir ögretmen. Çocuklara farklı olan şeyleri sevmeyi de ögretiyor. Bir kızı var
adı, Hacer Menekşe. Hayatta en çok sevdiği iki şeye birini daha ekledi Hande.
LÜTFEN SEVGiNiZE ÖNYARGI KOYMAYIN.
HERŞEY SEVİNCEYE KADAR FARKLIDIR
SEVDİKTEN SONRA İSE SEVGİNİN DİLİ HEP AYNIDIR
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|