|
|
 |
« : 29 Mayıs 2010, 11:12:29 » |
|
Türkiye'de atom bombası var mı?...
ABD'de yayımlanan Sulletion of The Atomic Scienist dergisi, ABD'nin İncirlik'teki 90 atom bombasından 40'ının kullanımını Türkiye'ye bıraktığını yazmasından sonra, konunun Türkiye'de ses getireceğini düşünmüştüm.
Ne derginin haberi, ne de aynı günlerde CHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan'ın, "İncirlik üssünde ABD'nin atom bombası bulundurduğu yolundaki iddialar doğru mudur... Doğru ise silahların türü ve miktarı ne kadardır" şeklindeki soru önergesine, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün verdiği cevap maalesef beklediğim ilgiyi görmedi.
Bakan Gönül soruya ilişkin yanıtında, soru önergesine verilecek cevabın gizlilik dereceli bilgiler içerdiğini belirterek, ''Soru önergelerine verilecek cevaplara gizlilik kaydı konulamamaktadır. Bilindiği üzere TBMM Başkanlığı'nın yazılı soru önergeleri ile ilgili yazışmalarında da bu husus not olarak hatırlatılmaktadır. Bu nedenle soru önergesindeki sorular cevaplandırılmamıştır'' demişti.
Aynı cevap ...
BAKAN Gönül'ün verdiği cevap bana tanıdık geldi. 12 Eylül sonrası günlerde İstanbul'da liseyi okurken, emekli bir albay olan Milli Güvenlik dersi hocamıza ben de benzer bir soru sormuş, "bizim de atom bombamız var mı" demiştim.
"Evlâdım, ben sana şimdi nasıl cevap vereyim. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık. Yok dersem siz üzüleceksiniz. Var dersem beni sıkıntıya sokacaksınız" demişti.
Nükleer kabus Soğuk Savaş döneminde tarafları ürküttü. Kimse savaşı başlatan taraf olmak istemedi. Ben atarsam onlar da atlarlar endişesi ağır bastı.
Vahşet ...
İLK atom bombası 16 Temmuz 1945 de denendi. İlk bomba 6 Ağustos 1945 sabahı Hiroşima'ya atıldı. Saniyenin on binde biri kadar kısa sürede gerçeklesen patlamanın ilk etkisi gözleri kör eden ışık oldu.
300.000 °C'lik ısı 3 km çapındaki her şeyi yaktı. Saatte 1800 km hıza ulaşan alev rüzgârı her yükseltiyi dümdüz etti. Ardından radyoaktif yağmur başladı.
9 Ağustos 1945 de ikinci bomba Nagazaki'ye atıldı.
ABD, Sovyetlerin Küba'ya füze yerleştirildiğini iddiasıyla 1962 yılında Küba'yı 4 günlük ablukaya aldı. Yıllar sonra taraflar, eğer savaş çıksaydı, atom bombası kullanacaklarını itiraf ettiler.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 1988'de ABD ve Sovyetler Birliği'nin yaklaşık 50 bin atom silahını karşılıklı olarak birbirine yönelttiğini açıkladı. Türkiye bu dönemde iki ateş arasında kaldı.
Kimlerde var?
KÜBA krizi, Hiroshima ve Nagasaki örnekleri atom silahlarının kısıtlanması ve kontrolünü gündeme getirdi. 1969 da yapılan anlaşma 1970 de hayata geçirildi.
Söz konusu anlaşmaya göre, 1 Ocak 1967 den önce sadece atom silahları denemeleri yapmış olan ABD, Sovyetler Birliği, Fransa, Çin ve İngiltere gibi ülkelere nükleer silah üretme ve sahip olma hakkı tanındı.
Bugün bu 5 atom ülkesine yenileri eklendi. Bu ülkeler, İsrail, Hindistan ve Pakistan'dır. Bu ülkelerden hiçbiri bugün İran'a yapılan baskıya maruz kalmamaktadır. Hatta İsrail ABD'ye, ya siz İran'ın nükleer santrallerini vurur imha edersiniz, ya da bunu biz yapacağız dayatmasında bulunmaktadır.
Şu anda ABD 10.656, Rusya 10.000, Çin 400, Fransa 350, İngiltere 185, İsrail 200, Hindistan 60, Pakistan 48 atom başlıklı silaha sahip bulunuyor. Kuzey Kore'deki sayı bilinmiyor.
Bugüne kadar yürütülen çabalar atom silahlarının üretiminin durdurulması yada imhasını sağlayamadı. Aksine her ülke atom silahlanmasına ağırlık verdi.
Nükleer silahları denetleme, kısıtlama anlaşması 1995 yılında süresiz olarak uzatıldı. 2003 sonunda ek bir anlaşma imzalandı.
Rusya Devlet Başkanı Putin 16 Kasım 2004 de, başka ülkelerin sahip olmadığı ve olamayacağı türden bir atom bombası geliştirdiklerini açıkladı. ABD, kaygı duymadığını duyurdu.
Metal Fırtına adlı bir romanın bile sorun yapıldığı, Türkiye'nin Cumhurbaşkanının hangi ülkeye gidip gitmeyeceğinin dışarından yönlendirilmeye çalışıldığı şu günlerde sorulması gereken sorulardan biri de şu; Türkiye'de atom bombası var mı ve bunların kontrolü kimin elinde? Türkiye'nin yeni bir Muavenet kazasına (!) uğrama ihtimali söz konusu olur mu? Dost bildiklerimizin dostluğundan ne kadar emin olmalıyız?
18 Mart Çanakkale Zaferi'ni anarken, bu sorulara da cevap aramak gerekiyor.
Osman Özsoy tarafından yazılan bu makale, 17 Mart 2005 Perşembe günü yayınlanan H.O. Tercüman Gazetesindeki köşe yazısıdır.
|